
Çiçekleri çok severim, annemin evi bahçeli ve benim çocukluğum hep o bahçede geçti. Anneannemin ve annemin sümbülleri, laleleri, kardelenleri, gülleri, şebboyları içinde geçen bir çocukluk… Meyve ağaçlarımızda var. Bahçeli evin bütün avantajlarından yararlanmışımdır, hemen hemen bütün evcil hayvanları besledik. Köpek, kedi, tavşan, tavuk
Hatırlıyorum tavuklar o kadar çok yumurtlardı ki ben sepetle komşulara dağıtırdım. O bahçede öyle çok zamanım geçti ki, arkadaşlarımla çiçek yapraklarından rengarenk sular çıkarır ve şişelerdik
Yazın bütün öğünlerimizi bahçede yerdik
Güzel bir çocukluk geçirdiğim için şanslıyım.
Bu Calanchoe cinsi çiçeğim bana geçen yıl gelmişti. Ancak gün geçtikçe çiçekleri döküldü, yaprakları sarardı. Oysa geldiğinde ne güzeldi, bir gün annem geldiğinde “sen bana ver bu çiçeği” dedi. Haftasonu çaya gittiğimde salonda pastanın resmini çekerken annem, “gel bak senin çiçeğin nasıl oldu” dedi, kafamı çevirdim ve sehpanın üzerinde duran güzelliği gördüm
Anne eli değdiği nasıl da belli oluyor, değil mi?


Bizim şirkette 1 hafta önce doğan minikler… Görseniz tam 10 kardeş doğdular ama birini kaybettik
Şimdi 9 kardeşler ve 1 erkek, 8 dişi olarak annelerinin koynundalar:) Annelerinden yanlarına yaklaşıp düzgün fotoğraf çekemedim. Ama kendileri yürümeye başlayınca çekeceğim. Anne Sibirya Kurdu, baba Alman Kurdu olunca yanlarına yaklaşmak mümkün olmuyor. Baba şakalaşmak için üzerimize atlıyor kimbilir kaç kilo beni devirecek; anne ise yavrularını koruduğu için hırçınlaşıyor. Onlarla ilgilenen çalışanımız sayesinde bu kareyi yakalayabildim. Ancak ona anneleri birşey yapmıyor, eline aldı “hadi Hülya Hanım çabuk çek” dedi ve çekiverdim

Bu resim ise yazın doğan ablarından birinin resmi
Gözlerine bakar mısınız? Rus-Alman Kurdu birleşiminden ortaya ne kadar muhteşem bir güzellik çıktı… Bunlarda 9 kardeş doğmuşlardı ama anneleri 7 tanesini reddetti ve tüm çabalara rağmen yaşamamışlardı. Annelerinin ilk doğumuydu ve köpeklerde bazen ilk doğumlarda yavrularını kabul etmeme olurmuş. 2 kardeş olarak büyüdüler. Şimdi ise toplamda 11 kardeşler
Anne bu yavruları kabul etti ve görseniz öyle şirinler ki hepsinin rengi siyah ve sadece patilerinin uçları beyaz
Biraz büyüdüklerinde tekrar fotoğraflayacağım.
Pazar günü arkadaşlarımız Sevgili Duygu ve Sevgili Erdinç’le birlikte Haliç Kültür Gezisi’ne katıldık. Hava eskilerin deyimiyle “sümbüli” (bunu gezide öğrendim
) yani ne güneşli, ne yağmurlu gri bir gökyüzü şeklindeydi. Tekneyle Haliç’i bir uçtan bir uca dolaştık; yaklaşık 8 km’lik kıyı boyunca Prof. Dr. İskender Pala’nın edebi anlatımıyla Haliç’in Konstantinapolis’ten İstanbul’a uzanan öyküsünü büyük bir zevkle dinledik.
Ayrıca gezimizde yanda gördüğünüz armağanlar dağıtıldı. Not almamız için defter ve kalem ayrıca İstanbul hakkında iki tane kitap. Bu arada ikramlarda çok güzeldi. Koca bir sandviç, çay ve sahlep…
Serin ve yağmurlu havanın aksine teknenin içinde çok sıcak bir ortam vardı. İskender Bey’in eski Haliç resimleri ve gravürleriyle hazırladığı slayt gösterisi; bunlara eşlik eden harika ney sesi eşliğinde dönemin şarkılarıyla gezimizi tamamladık.
Gezinin sonunda Fatih Sultan Metmet’in zekasının, Bizans zekasından üstün gelerek İstanbul’u bize hediye etmesini; Pierre Loti’nin, Eyüp Sultan Hazretleri dolayısıyla İstanbul’un en kutsal yerinin Haliç olduğunu söylemesi, Osmanlı döneminde eğlence merkesinin burası olduğunu ve yaşamın ne kadar hareketli olduğunu öğrendik.
Bir kez daha çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu güzel şehirde yaşadığım için şanslı olduğumu anladım.
