Pazar günü arkadaşlarımız Sevgili Duygu ve Sevgili Erdinç’le birlikte Haliç Kültür Gezisi’ne katıldık. Hava eskilerin deyimiyle “sümbüli” (bunu gezide öğrendim
) yani ne güneşli, ne yağmurlu gri bir gökyüzü şeklindeydi. Tekneyle Haliç’i bir uçtan bir uca dolaştık; yaklaşık 8 km’lik kıyı boyunca Prof. Dr. İskender Pala’nın edebi anlatımıyla Haliç’in Konstantinapolis’ten İstanbul’a uzanan öyküsünü büyük bir zevkle dinledik.
Ayrıca gezimizde yanda gördüğünüz armağanlar dağıtıldı. Not almamız için defter ve kalem ayrıca İstanbul hakkında iki tane kitap. Bu arada ikramlarda çok güzeldi. Koca bir sandviç, çay ve sahlep…
Serin ve yağmurlu havanın aksine teknenin içinde çok sıcak bir ortam vardı. İskender Bey’in eski Haliç resimleri ve gravürleriyle hazırladığı slayt gösterisi; bunlara eşlik eden harika ney sesi eşliğinde dönemin şarkılarıyla gezimizi tamamladık.
Gezinin sonunda Fatih Sultan Metmet’in zekasının, Bizans zekasından üstün gelerek İstanbul’u bize hediye etmesini; Pierre Loti’nin, Eyüp Sultan Hazretleri dolayısıyla İstanbul’un en kutsal yerinin Haliç olduğunu söylemesi, Osmanlı döneminde eğlence merkesinin burası olduğunu ve yaşamın ne kadar hareketli olduğunu öğrendik.
Bir kez daha çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu güzel şehirde yaşadığım için şanslı olduğumu anladım.


Cuma gecesi kanalları dolaşırken Business Channel’da bir filme rastladım. Orjinal adı “Turtles Can Fly”, Kaplumbağalar Uçabilir. Savaş içinde büyüyen çocukları konu alan film para karşılığı patlamamış mayınları toplayan çocukların öykülerini anlatıyor.

İzlerken gerçekten çok etkilendim; savaşın çocuklar üzerindeki etkilerini ve yarattığı kötü koşulları gördüğümde halimize şükrettim. Filmde çat pat ingilizcesiyle köylülere uydu kanallarından savaş hakkında bilgiler veren bir çocuk var; takma adı Satellite. Satellite yani Soran ailesini savaşta kaybetmiş. Bu çocuk afişte gördüğünüz kıza yani Agrin’e aşıktır, kız gözleri görmeyen küçük bir çocuğa ve iki kolu da kopmuş bir ağabeyine bakmak zorundadır. Zor koşullarda büyüyen Agrin sürekli ölmeyi düşünmektedir. Özellikle görmeyen bebeği dağda bırakarak gittiği ve o bebeğin “Anne nerdesin?” diye bağırdığı sahneler çok etkileyiciydi.

Ayrıca ilerleyen sahnelerde Amerika hayranı olan Soran’ın mayına basması da trajikti. Etrafındakiler “hayranı olduğun ülkenin mayını seni ne hale getirdiler” derken onun ağlaması da çok etkileyiciydi.
Asıl vurucu sahneler tabi ki filmin son 15 dakikasındaydı. Agrin, bebeği gölette ölüme terk ederken, kendisini de bir tepeden aşağı bırakıyor, ağabeyi ise gözyaşlarına boğuluyor.
Film hakkında internette biraz araştırma yapınca bir çok ödül aldığını öğrendim. Kaynak:www.ntvmsnbc.com
Kaplumbağalar da Uçar, 2006 Oscar Ödülleri için İran tarafından “En İyi Yabancı Film” dalında aday adayı gösterildi.
52. San Sebastian Film Festivali “Altın İstiridye” Ödülü
52. San Sebastian Film Festivali En İyi Senaryo Jüri Özel Ödülü
55. Berlin Uluslararası Film Festivali Barış Ödülü
40. Chicago Film Festivali Gümüş Hugo (Jüri Özel Ödülü)
5.Tokyo Filmex Film Festivali Jüri Özel Ödülü
5.Tokyo Filmex Film Festivali “Agnès B. Ödülü”
28. Sao Paulo Uluslararası Film Festivali Seyirci Özel Ödülü
Mexico City Uluslararası Çağdaş Film Festivali “La Pieze” Ödülü (2005)
Mexico City Uluslararası Çağdaş Film Festivali Seyirci Ödülü (2005)
19. Fribourg Uluslararası Film Festivali Seyirci Ödülü
19. Fribourg Uluslararası Film Festivali “E-Changer” Ödülü

Bir yerlerde rastlarsanız izlemenizi tavsiye ediyorum.

Sevgililer Günü geldi, benim için sembolik bir gün; hayatın her an iki sevgili gibi yaşanması taraftarıyım. Günümüzde iş yaşamının ve hayat şartlarının zorlaştırdığı yaşamımızda; beraber olduğumuz insanla hayatı daha da zorlaştırmadan stresi minimuma indirerek zaman geçirmek en güzelidir. Farkında mısınız, bütün kaliteli yaşam uzmanları stresten uzak durmamız veya minimuma indirmemiz için sayfalar dolusu yazılar yazıyorlar. E öyleyse sevdiğimiz bir insan varsa bu illaki sevgili değil, eş değil, anne, çocuk veya yakın dost da olabilir; kaliteli zaman geçirerek birbirimizi sevdiğimizi söyleyerek hayatın tadını çıkarmaya çalışalım. Koşulsuz sevginin ne demek olduğunu kavrayalım, inanın bu şekilde kendimizi daha da iyi hissedeceğiz. Bir insanın bize bir şey yaptığı için değil de, onu o insan olduğu için sevmek “koşulsuz sevgi”dir. Aynı annenin çocuğunu her zaman sevmesi, ne olursa olsun ondan vazgeçememesi gibi. Benim için önemli bir kavram.
Resimdeki ise görür görmez beni mutlu eden küçük hediyem. En sevdiğim çikolatalar… Küçük şeylerle mutlu olmak ne güzel, Sevgililer Günü’nüz kutlu olsun






